abdüllatif erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
abdüllatif erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İşinizi Okumak İster misiniz?




İş hayatında başarı kavramı, içinde bulunduğumuz iş dünyasında uygulanabilir, değiştirilebilir, yenilenebilir, geliştirilebilir ve anlaşılabilir bakış açılarına zemin oluşturma eksenli düşünülerek, iş hayatından kopmadan, iç kapalılıklara projektör oluşturmayı amaçlayan bir düşüncenin ürünüdür. 

İçinde bulunduğumuz toplumun yapısını, özelliklerini, tepkilerini ve genel anlayışlarını bilerek iyileştirilebilir arayışlarla yönelişini bulmayı arzulayan bu çalışma, iş hayatının içindeki körlüklerden arınma kaygısını taşıyor. İnsanımızın tanınmadığı, şirketlerimizin yapılarının ve kültürlerinin bilinmediği çalışmalar, tatmin edici olmaktan uzak kalmaktadır. Bunun için gereken, iş körlüğüne bulaşmadan zindelikle kurulu anlayışların çok sağlıklı temellere oturtularak, yönetimin aydınlık meşalesini taşımaktır.

 İş, yapısı itibarıyla tahterevalli misali dengeler içeren şekliyle, insan hayatını derinden etkilemekte ve bakışları ve anlayışları her an değişikliklere sürükleyebilmekte... Değişikliklerle sarsılan ve sürüklenen doku, kişinin bakış açısına göre şekilleniyor ve kimi zaman tahrişler, bitişler, tükenişler yaşıyor, kimi zaman da çıkışlar, titreyişler ve yükselişler… Bütün bunlarda en önemli etken kişinin bastığı zemin oluyor.

İşe ‘meşguliyet’ açısından yaklaşan ve ‘gününü kurtarma’ cihetiyle yanlışlığa yönelen anlayış, insanı, zamanla işten kopmayla karşı karşıya bırakacaktır. İşten kopan insanın, işini kaybetme haricinde hayat yolculuğunda titreyişler de yaşamasına tanık oluyoruz. İçinde bulundukları işi, işin gereklerini, işe yönelik kendi kabiliyetlerini tanımlayamamış bir kimlikte ‘kimliksiz görüntüler’ belirmekle birlikte, rengini kaybetmiş yaşamlar da bunların cabası oluyor.

Bütün sorunların kaynağında ‘işi okuyamamak’ vardır.
Tanımlanmayan işler, bilinmeyen yetenekler, gösterilemeyen çabalar, bugün yaşanan ve içinde bulunulan sorunların kaynağı değil midir? Şimdi gelin, işin okunması sürecini şöyle detaylı bir şekilde maddelendirerek inceleyelim: 

İşlerin okunması süreci:

1.                   İşle ilgili olmak
2.                   İş hakkında yeterli bilgi ve donanıma sahip olmak
3.                   İşi anlamak
4.                   İşi yorumlamak
5.                   İşi geliştirmek
6.                   İş körlüğüne düşmemek
7.                   İş yapısını dinamikleştirmek
8.                   İşte hiç eksilmeyen enerjileri yüklenmek
9.                   İşin gereklerini yeterli liyakatle tamamlamak
10.               İşi nitelikli kılmak için gerekli gelişimlere açık olmak

Eğer,
1.                   İşi tanımlayamamak
2.                   İşle ilgili olmamak
3.                   İş hakkında yeterli bilgi ve donanımdan yoksun olmak
4.                   İşi anlayamamak
5.                   İşi yorumlayamamak
6.                   İşi geliştirememek
7.                   İş körlüğüyle işin nitelikli olarak yapılmasını sağlayamamak
8.                   İşin gereklerini yerine getirememek gibi bir yanlış içine düşülmüşse bireyler:

1.                   İşten soğumak
2.                   İşten kopmak
3.                   İşyerinden gönderilmek
4.                   Kişisel güveni kaybetmek gibi sonuçlarla karşılaşmaktan kaçamayacaklardır.

İş deyip geçmeyen, işini okuyup anlayarak uygulamalarında kontrolü elden bırakmayan ve işten kesilmeyen iş üstatlarının yolu her zaman açık görünüyor.



Abdüllatif ERDOĞAN
abullatiferdogan@hotmail.com
dahibeyin.blogspot.com


Mağazacılıkta Eğitim Nasıl Olmalı?


Günümüz işletme çalışanlarına yönelik olarak her alanda eğitim alınması yahut bir şekilde sağlanması, kurumların ‘olmazsa olmazları’ndan olarak karşımıza çıkmaktadır.

İşletmeler, ‘çalışanlarına verdikleri değer kadar yatırım’ yapma uğraşını vermektedirler. Çoğu işletmelerin ‘eğitim yatırımı’ yapmadığı çok önemli bir şekilde gündem oluşturmaktadır. Personel sayıları değil 500-2000 çalışan arası, 1 kişi bile olsa işletmeler sağladıkları eğitim imkanları oranında esasen kendilerine yatırım yapmış ve işletmeye değer oluşturmuş olacaklardır.

Mağazacılık anlayışı ya da kavramı yakın dönemde gündeme geldi.  Perakendeci anlayışın muhatabı olan mağazalar ve bu işi yapan mağazacılar, çalışanlarına eğitimin gerekli olup olmadığı sorusuna muhatap olmadıkları için belki sorun ortaya çıkmamakta gibi görünmektedir.  Eğitim, Avrupa Birliği muhabbetine bazı yaptırımlarla işletmelerin gündemine girmeye başladı. Kosgeb destekleri birazcık hareket getirdi.

İşletmelerin çok azında, daha çok büyük miktarda çalışana sahip işletmelerde eğitime katılım mümkün olabiliyor. Bünyesinde eğitim birimi bulunduran işletme sayıları çok az. Anadolu’yu karış karış gezin. İşletme yapılarını inceleyin. Eğitimle ilgili olanları ve eğitime önem verenleri tespit edin. Elde edeceğiniz sonuçla çok hazin bir gerçeği öğrenmiş olacağınızı bilin.

Bu bir gerçek! Değişmesi veya değiştirilmesi çoğunlukla işletme yöneticilerini ve az bir oranda da çalışanların taleplerini bekleyen bir yapı içeriyor. İşletme yöneticileri ile konuşulduğunda konuşmaları çok basit kalabiliyor. Eğitim gerekli ama… Ama’lar çoğalıyor. Bir sürü bahane… Kimisi eğitimin gerekli olup olmadığından… Kimisi eğitimin usta çırak ilişkisi ile ilişkilendirilerek yapılabileceğinden... Kimisi eğitimi düşünmediklerinden… Kimisi neden bahsettiğinizi anlamadıklarından… Başlıyorlar ve devam ediyorlar.

Eğitim ne kadar gerekli? Eğitim şirketlerin kötü zamanlarında çokça artırılması gerekli, iyi zamanlarında mutlaka tazeleme yönüyle yapılması ihtiyaç olan işletme duyarlılık konularındandır. Şirketlerin duyarsızlıkları yöneticilerinin kabiliyetleri ile orantılıdır. İşletmeler, profesyonelliklerine göre ‘aile şirketleri’ hüviyetine bürünmeyi tercih ediyorlarsa kendi yakınlarının ‘işbaşı’ yapmalarından rahatsız olmuyorlar.

Kendi yakınlarının işletmeye verecekleri zararlar çok fazla da umurlarında olmayabiliyor. Profesyonellere bakış açısı birkaç tecrübeden sonra kendi insanlarına yönelmek şekline dönüşüyor. Tecrübeler acı olabiliyor. Doğru kararlar alamayabiliyorsunuz. Doğru insanlarla çalışma imkanınız olamayabiliyor. Fakat yaptığınız bir yanlıştan dönmek yerine yeni bir yanlışa imza atmak işletmelerin en büyük kabusları haline geliyor. Patronlar ‘nitelik kazanmamak’ için direniyorlar.

Oradan buradan taklit yöntemlerle aldıkları yenilikleri de ilkel bünyelerine uydurmayı beceremeyen, geliştirmeyi bilmeyen yöneticilerin kaybettirdiklerini hesap etmek akıllara zarar bir durum olarak karşımızda duruyor. Böyle bir anlayışa sahip olan işletmeler ve saygıdeğer yöneticilerinin eğitimi anlamaları, eğitime değer vermeleri ve eğitimi uygulamaları mümkün görünmüyor.

Dert değil, demeyin! Bu durumlar ülke ekonomisine büyük kayıplar yaşatıyor. Değer, zaman, emek, iş, anlayış, hayat, üretim, nitelik, keyfiyet kayıplarını akılda tutmak gerekiyor. Eğitime bir zaman kaybı, gereksizlik, olmasa da olur ya da ne önemi var ki? yaklaşımlarıyla bakmaktan vazgeçip şirketlerin üzerindeki ölü toprakları kaldırmak anlamına geliyor. Değerli olmak isteniyor, nitelikli ve verimli iş gücünü yaşayarak daha karlı işletmeler hedefleniyorsa eğitimin her çeşidine bakarak ihtiyaçları belirlemek, gereğini yapmak önemli bir adım olarak karşımıza geliyor.

Bazı mağaza yöneticilerinin ‘denk geldikçe eğitim veriyoruz!’ sözleri işletmelerini ne kadar önemsediklerinin yankılarını taşıyor.

Bazı mağaza yöneticileri ise ‘eğitime zamanları olmadıkları’ndan yakınıyordu da anlamak güç geliyordu.
Bazı mağaza yöneticilerinin ise maliyetleri gerekçe göstererek, ‘eğitime bütçelerinin olmayışı’ndan dem vurmalarıyla gerçek anlamda personel maliyetlerini okuyamamak gibi çok önemli bir kayıptan habersiz kalışlarını görememeleri işin vahametinin ne boyutlara geldiğini gösteriyordu. Eğitimsiz bir çalışanın gerçek maliyeti aylık ödenen brüt maaşın on katı civarında seyrediyordu ki, bunu aydınlıkta görememek anlamında farklı bir körlük olarak değerlendirmeden geçemiyorum. ‘Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak!’ diye buna derim.. Aferin, o yöneticilere ki, kendilerini maliyetleri düşürme ve tasarruf sağlama konusunda profesyonel sanırlar.. Lakin ellerinden gidenlerin farkına işletmelerinde ciddi ödeme sıkıntıları yaşadıklarında fark edeceklerini üzülerek görecekler. Kolay mı, bilemiyoruz.. O gün dayanma gücü olur mu, onun da pek farkında olamıyoruz..

İşletme yöneticilerinin bu yazdıklarımızdan alınmalarını, rahatsız olmalarını ve bu rahatsızlığın gereklerini yapmalarını arzu ediyoruz. Farkına varsınlar, durumlarının! İyi zamanlarında tedbir almayanların kötü zamanlarında daha bedbin, bezgin ve karamsar olduklarının, birbirlerini suçlamaya ve yanlış aramaya başlayarak arzu edilmeyen durumlara düştüklerinin örneklerini  izlesinler.

Silkelensinler.
Kendi hallerine isyan etsinler..
Kendilerindekileri değiştirsinler..
Kendilerini yenilesinler..
Kendilerini eğitsinler..
Emin olun hiçbir eğitim adımı boşa gitmeyecektir.


Abdüllatif Erdoğan
abdullatiferdogan@hotmail.com
dahibeyin.blogspot.com


Eğitimli İş Yönetimi Mümkün mü?



İş yönetmenin eğitimlisi olur mu demeyin, lütfen! Eğitimli insan da olur, eğitimli işyeri de olur, eğitimli iş yönetimi de olur. Olur da nasıl olur? Nasıl gerçekleştirilir? Ne şekilde yapılır da iş yönetiminde eğitimli olunur? İş yönetiminde eğitimin önemi var mıdır? Kim bilir?

Kim bilecek? Elbette iş geliştirme yöneticiliği diye bir kavram girmeli, iş dünyanıza!

İş vardır.
İş planı vardır.
İşi uygulayacak bireyler var.
İş, planlı bir şekilde uygulayıcılarını bekler.

Uygulayıcılar, planlanmış davranış modelleriyle eğitimlerindeki problemli konularını ortaya koyarlar.
Problemler görülür. İzlenilir. Problemler üzerine yüzleşme yapılır.

Hastalıkların doğru teşhisi gereklidir. Doğru teşhisle tedavi yapılmalıdır. Zamanında alınan tedbir faydalıdır. Daha sonra alınacak tedbirler boştur. Zaman kaybedilmişse, doğru bir strateji belirlenmemişse yapılacak bir şey yoktur.

Kişisel yapılar anlaşılamamış, okunamamış, sorgulanamamış, yoğrulamamış, törpülenememiş bir şekle dönüştürülerek işe yansıtılmışsa o işin ve o işletmenin hali içler acısı bir şekle bürünmüş olacaktır.

İş hayatının dinamiklerinden olan ‘eğitim’de asli sıralama mutlaka görülmeli, anlaşılmalı ve uygulanmalıdır:

1.                  Teorik İş Yönetimi
Bir işin teorik kısmı bilinmeden anlaşılmasını iddia etmek, doğrudan uygulamadan bahsetmek işin başlamadan biteceğinin göstergesidir. Usta-çırak eğitimleri diğer adımlarda düşünülmelidir.

2.                  Pratik İş Yönetimi
Uygulamalı alan eğitiminin konusuna giren bu tarz işin anlaşılırlığını mümkün kılan bir yöntemdir. Ne söylenilmiş, anlatılmış ve neyin anlaşılması istenilmişse o konunun iş üzerinde uygulamalı olarak gösterilmiş olması ilgili kişinin nitelikli bir yapıya kavuşup işletmesine daha faydalı olmasını sağlayacak bir muhteviyat kazanacaktır.

3.                  Projelendirilen İş Yönetimi
İş yönetimi eğitimlerinin son aşaması budur. Mevcut uygulamalar yanında iş uygulayıcılarının uygulamalar sırasında karşılaştıkları güçlüklerin giderilip işin daha kolay kılınması amacına yönelik bu çalışmayla ‘fayda merkezli’ bir çalışma yapmak mümkün olabilecektir.



Abdüllatif Erdoğan
abdullatiferdogan@hotmail.com
dahibeyin.blogspot.com

İş Hayatında Denge Nasıl Kurulur?



İşverenlere işlerini ayakta tutarak kar elde etme ve çalışanlarla sağlıklı ilişkiler kurabilme arasındaki dengeyi sağlamak yöneticilerin önünde halledilmeyi bekleyen en önemli konulardan olmaya devam ediyor.
Asla, ‘Ne önemi var ki!’, demeyin!
Kısa vadeli düşüncelerle hareket kabiliyeti belirlemeye kalkan yönetimlerin uzun vadede ne büyük kayıplara uğradıklarının örnekleri, iş hayatının mezar taşlarında kayıtlı bulunmaktadır. Bu kayıtlarda ‘ne umutlarla kurulmuştu, şimdi burada medfun!’ yazılı olması diğer işletmelerin önünde ‘ibretlik’ olarak durmaktadır.
İşverenler, öncelikle işletmelerine yön verecek ve işlerini daha güzel düzeylere getirecek yöneticilere sahip olmalılar.
Yönetici olarak atadıkları bireyler, işletmelerin başarılı çalışanlara sahip olmalarını sağlayacak yapıya kavuşmasında yetkin bir anlayış ve uygulama için gerekli niteliklerle yönetim sergilemeliler.
Başarılı çalışanlar üstlerini yönetebilen veya yönlendirebilen üretkenlikte olmalılar.
İşverenlerin ve yöneticilerin çalışanlarıyla diyalogları işin başarılı yahut başarısız olmasındaki en büyük etken!
Hizmet sektöründe ‘Müşteri kral!’ anlayışı doğru iken, işveren açısından ‘Çalışan kral!’ anlayışının yer etmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Tatmin edilmemiş bir çalışan işletmeye her açıdan kayıp ve zarar oluşturmaktadır.
İşverenlerin bu durumu görmesi bir hayli zaman almaktadır. Problemli çalışanların maliyetleri çok büyük rakamlara gelebilmektedir.
Problemsiz işyeri olmayabilir. Fakat en az problemle çalışabilmeyi başaran işletmelerin işlerini ayakta tutmaları ve kar elde etmeleri mümkündür ve de izlenebilmektedir.
Çalışanlarına iş gereklerini ve niteliklerini anlaşılır açıklıkta anlatabilen işverenler doğru bir iletişim yolunu benimsemiş olmaktadırlar.
Günümüz işletmelerinde Türkiye’mizde bu yönde çok ciddi sorunlar bulunmaktadır.
İşverenler ile çalışanlar arasında büyük uçurumlar bulunmakta ve taraflar birbirlerini anlamakta güçlük çekmektedirler.
Çalışanlarına mesleki bilgi – beceri, iletişim ve aidiyet kültürünü eğitim yoluyla aşılayabilen işverenler kurumsallaşmada da önemli bir adım atarak ‘güven unsuru’nu kazandırmış olmaktadırlar.
İşverenler;
-  Çalışanlarını dinlesinler. En büyük çözümlerden biridir. Genelde ya dinlemezler, ya da dinler gibi yaparlar. Bu da büyük kayıpların en gözde habercilerinden olmaktadır. Çalışanlarına değer vererek kazanç sağlayan işletmeler bu işe onları dinlemekle başlıyorlar ve iyi yol alıyorlar.
-   Çalışanlarını anlasınlar. Dinlemesini başarabilmek adımını geçenler, ‘anlama’ konusunda empati oluşturmaya özen göstermeliler. Çalışanların gözüyle işi ve niteliğini yorumlamaya çalışsınlar. Ki, daha sağlıklı bir ‘verimlilik yapısı’na sahip olsunlar.
-   Çalışanlarına eğitim yatırımı yapsınlar. Çalışanları kendilerinde çok kısa sürede kalsalar, bulundukları sürede eğitimleri verilsin ki içinde bulunulan zaman diliminde çalışanlarından faydalanabilsinler.
-     Çalışanları ile iletişim kursunlar. Her zaman ve zeminde onlarla kurulacak iletişim ve diyalogun işletmeye bir çok değer katacağı konusunda garanti vermek mümkündür. Bu konu elde edilen tecrübelerle ispatlanmıştır.
-   Çalışanlar arasında dedikodu ve çekişme ortamını kaldırsınlar.  Hafiyelik teşkilatlanmalarıyla hareket eden, yöneticilerini de bu yönle kendilerine ve işletmeye güvensiz hale getiren anlayış çalışanlardan bazılarının çalışma alanlarına serpiştirilerek onların bilgi toplaması-taşıması ile ‘nifak ortamı’nının zeminini oluşturmuş olmaktadırlar ki, böylelikle ‘cadı kazanı’ kaynamaya, laflar taşınmaya, insanlar ‘işlerinin özellikleri ve nitelikleri’ yerine lüzumsuz uğraşlarla işletmenin zamanını ve enerjisini sömürür hale gelen bir yapıya bürüneceklerdir. Bunu başaran anlayışa ‘üstün hizmet madalyası’ vermekte hiçbir sakınca olmayacaktır. ‘Bu şirketi daha kötü nasıl yönetirim?’in cevabını vermiş olmaktadırlar.
-  Çalışanlarının işletmelerini sahiplendikçe kazanabileceklerinin farkına varmasını sağlasınlar. Aidiyet oluşturan anlayışlar, sahiplenmeyi beyin ve yüreklere yayabilirlerse çalışanlarıyla başarıyı yakalamanın keyfine ve hazzına ereceklerdir. Brezilya’daki Semco şirketini bu konuda en güzel örnek olarak görmekteyim. Çalışanlarını robotlaştırmadan işe katmak, işte niteliklerini artırmak, yönetim ve kuruluşları ile yürekten bağlılıklar oluşturmak, daha verimli olabilmek için güzel örnekler sergilemişti, Ricardo Semler’in şirketi.
-  Çalışanlarına değer verdiklerini hissettirsinler. Kendilerine değer vermesini bilmeyen anlayışlar, başkalarına değer veremeyeceklerdir. Çalışanlarına değerli olduklarını hissettirebildikleri oranda onların yüreklerini kazanabileceklerdir. Kurumsal bağlılık ve aidiyet kültürünü yaşatabilenler bu işte ‘yükselen iş dünyası’ örgüsünü kurmanın da keyfini yaşayabileceklerdir.
-  Çalışanlarının zengin bilgi ve beceri deneyimine sahip olmaları için imkân hazırlasınlar. Bütün bunları yapmaları işletme için çok maliyetli bir durum değildir. Sadece yapmaları gereken beyin, yürek, bilgi ve sabır harmanında iyi mahsul alabilmek için samimi uğraş vermek olacaktır. Dengelerle örülmüş bir iş hayatında çalışanlarıyla başarılı işletmelerin örneklerinin Türkiye’den de verildiği günlerin özlemini taşıyoruz.

Abdüllatif Erdoğan
abdullatiferdogan@hotmail.com
dahibeyin.blogspot.com



İşinizi ve İşyerinizi Seviyor musunuz?


Yapılan işle, çalışılan işyeri ayrı kavramlar gibi görünüyor. Birbirinden farklılıkları var elbet! Yapılan işin doğru iş, çalışılan iş yerinin de doğru iş yeri olması gerekiyor. Yapılan işlerde nitelikli olmanız, arzu edilen yahut aranılan özellikleri taşıyor olmanız her zaman yeterli olamıyor. Kimi zaman işyerinizin işinizin nitelikleriyle örtüşmemesinden kaynaklanan ‘iş niteliği ve verimliliği sıkıntısı’ yaşanabiliyor. Kimi zaman işyerinizi yönetenlerin ‘yöneticilik kaliteleri’nden kaynaklanan ilginç ‘yapı kusurları’ da ortaya çıkabiliyor ki, bu durum bireyi çok yıpratıyor. Doğru işyerinde değilseniz, pek de mutlu olamıyorsunuz. Mutlu olamayınca da ‘mutsuzluk gereği’ni yapmaya kalkıyorsunuz. Bu gerekler kimi zaman insanı rahatsız etse de çoğunlukla doğru bir sonuca ulaştırabilecektir.
Hikaye bu ya anne ve yavru deve tembel tembel yemeklerini yerken birden yavru anneye dönmüş:
- Sana bir şey sorabilir miyim anne?
- Elbette yavrum, sor.
- Anne, bizim niye hörgücümüz var?
Anne gururla:
- Bu hörgüçlerde biz su biriktiririz yavrum ve bu sayede çölde herhangi birisinden çok daha uzun süre susuz dayanabiliriz.
- Peki anne, bizim bacaklarımız niye bu kadar uzun ve ayaklarımız yuvarlak?
- Bu sayede biz çölün kumlarında herkesten daha rahat ve daha hızlı hareket edebiliriz.
- Bunu da anladım. Peki, kirpiklerimiz niye böyle uzun, bazen görüşümü bile bozuyorlar.
- Onlar gözlerimizi çölün kumlarından korur, gözümüze kum kaçmaz.
- Anladım, hörgüçlerimiz çölde daha uzun dayanabilmemiz için su depolar, bacaklarımız uzun ve böylece çölde daha hızlı ve rahat hareket edebiliriz, kirpiklerimiz gözlerimizi çölün kumlarından korur. Anlayamadığım şey, o zaman bu hayvanat bahçesinde ne işimiz var?

Hikayenin ana fikri: 

Becerileriniz, yetenekleriniz, özellikleriniz ve tecrübeleriniz sadece doğru yerdeyseniz işinize yarar. İşini sev ama asla işyerine bağlanma. Zira, işyerinin sana ne kadar bağlı kalacağını bilemezsin!
Tanıdığım başarılı işletme yöneticilerinden birinin başına gelenler aynı bu şekildeydi: İşinde çok iyiydi. Vazgeçilmezdi. Şirketin muhasebe, pazarlama-satış, üretim, ar-ge, yatırım, yönetim vs. her adımında vardı. Şirketin en tepe noktasında yöneticiydi. O olmasa işler olmazdı. Bir gün onun olmamasına karar verdiler. Ve ilgili kişi tam bir yıkım yaşadı.
Nasıl olurdu? Hani ben olmasam akan sular dururdu? Hani ben bu şirketin her şeyiydim? Hani ben…?
Şimdi kendisinin vazgeçilmez birisi olmadığını ve fakat işinde çok iyi olduğun bilen birisi olarak işyerini daha doğru seçimlerle yöneten birisi olan bu kişinin hikayesi ibretlik bir hal arz ediyor!
İş dünyasının kendine has bir yapısı var mutlaka! İş’te başarılı ve mutlu olmanın en büyük faydalarından biri de kişinin kendine olan özgüveninin sağlanması olacaktır. Özgüvenini kazanan bir kişi de doğal bir yapı kuracak, kendine özel bir dünya oluşturacak ve iç dinamikleri diri tutacak yapı arz edecektir.
İşinizi sevmelisiniz. Yaptığınız işi benimsemelisiniz. Sevdiğiniz iş, yaptığınız işse keyif alırsınız. İşyerini sevmelisiniz. Çalıştığınız işyeri size mutluluk vermelidir! Mutlu ya da huzurlu bir ortamda çalışırsanız, işyerine bağımlılığınız artabilir. Ve fakat işyeri yöneticileri de değişkenlik arz edebilir.. Bir vakit vazgeçilmez olursunuz, bir vakit istenmez olursunuz. İstenilmediğiniz yerde durmanıza gerek yoktur. İstenildiğiniz işyerinde, yapmaktan keyif aldığınız işiniz varsa sizden daha mutlusu ve daha iyisi olamaz.
İşinizi sevin. Mutlu olursunuz. Sevmediğiniz işte çalışmayın. Mutlu olamazsınız.
İşyerinizi sevin. Fakat bağlanmayın. Değişen anlayışlarla bir gün ‘vazgeçilmez’ olmadığınızı anladığınızda ‘dayanma gücü’nüz kalmayacaktır.


Abdüllatif Erdoğan
abdullatiferdogan@hotmail.com
dahibeyin.blogspot.com