Kişisel Gelişim Masalı


Akıl ve zekâ taslamak İblis’ten, aşk Âdem’den. / Mevlana

                                           HAYAL ÇALAN DEV

      Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde uzak diyarların birinde hayalleri çalan bir dev varmış. Bu dev hem görünürmüş, hem görünmezmiş. Hem kocamanmış, hem küçücükmüş. Akıllara durgunluk verecek kadar kurnazmış. Herkes hayatında en azından bir defa onunla karşılaşırmış. Karşılaşanlar bin pişman olurmuş, karşılaşmayanlar on bin pişmanlık yaşarmış. Çünkü bu dev ancak hayalleri olanlara görünürmüş.

      Bir gün rüzgâr esmiş, fırtına çıkmış. Ülkedeki herkes evinin kapısını sıkıca kapatmış. Çünkü hayal çalan devin en çok sevdiği havalar bu havalarmış. İnsan sesinin duyulmadığı, sisli havalar. Dev mağarasından çıkmış. Gökyüzüne kaldırmış başını. Yağmur tanecikleri kocaman açılmış gözlerine doluşmuş. Kafasını hızla sallamış. Çok ama çok çirkin görünüyormuş. Kulakları bir filin kulaklarının on katıymış. Ağzı bir anda on kuzu yiyebilecek büyüklükteymiş. Burnunun kanatları açılıp kapanırken şiddetli bir rüzgar çıkartıyormuş. Burnunu kıpırdatmış. O da ne taptaze bir hayal kokusu.

- Hımm, bu ne lezzet, bu ne güzellik!

Ötelerden ülkenin doğu ucundan burnuna yeni kurulan bir hayalin kokusu geliyormuş. Hemen yola çıkmış. Kocaman adımlarıyla yolu yarılamış. Tam o sırada aynı kokuyu ülkenin diğer ucundan da almış. Allah Allah bu tıpatıp aynı lezzetmiş. Bir an bocalamış dev.

- Hangi tarafa gitsem acaba?

- Önce bu tarafa.

      Güzeller güzeli Rosa, devin yaklaşmakta olduğundan habersiz yatağına uzanmış Peter’i düşünüyormuş. Ah aşkım, diye içini çekmiş. Şu anda sana sarılmak için neler feda etmezdim ki! Birden odasının kapısı açılmış. Hayal çalan dev içeri girmiş. Rosa bağırmış ama sesi çıkmamış. Dev:

-      Hayalini çalmaya geldim. Hemen onu avucuma üfle!

-      Asla!       
                                                                                                 
Bu korkunç deve şimdiye kadar karşı çıkan hiç olmamış. Rosa asla derken hayali ağzından çıkan nefese karışmış ve devin avucuna düşmüş. O an Rosa’nın yanaklarının rengi solmuş. Dev bir kuş olup odadan uçup gitmiş.  

       Dev az sonra Peter’in yanındaymış. Ve onun da hayalini çalmış. Sonra hemen mağarasının yolunu tutmuş. Çok keyifliymiş. O kadar ki kulağına giren fareyi çıkartıp öldürmemiş. Onu sakince yere bırakmış. Kocaman ayakları zavallı çimenleri ezdikçe dans edesi geliyormuş. Birden durmuş ve sonra şarkı söylemeye başlamış.

Lay lay lay

Ben korkunç bir devim

Hiç kimse beni sevmez

Ben de kimseleri sevmem

Yalnız uyur

Yalnız gezerim

Yer içer keyfime bakarım

Orman sakinleri bu korkunç sesi çok iyi tanırmış. Herkes yeşil, çirkin devin geldiğini anlayıp yuvasına kaçmış.


Nihayet dev mağarasına varmış. Yeni çaldığı hayalleri sandığın içine atmış. Sonra da derin, horultulu bir uykuya dalmış.

      Kötü kalpli devin bu son kötülüğü ülkede kulaktan kulağa hemen yayılı vermiş. Herkes günlerce birbirine devin çirkinliğini, kötülüğünü anlatıp anlatıp durmuş.

      Gel zaman git zaman her şey yine unutulmaya yüz tutmuşken ülkenin en kalabalık meydanında genç ve güçlü bir delikanlı, kalabalığı yararak meydanın ortasına gelmiş: “Hey ahali, ben hayallerimizi çalan devi öldüreceğim. Böylece herkes istediği gibi rahat rahat hayal kuracak.” diye avazı çıktığı kadar bağırmış. Bunu başaramazsın, seni de öldürür demişler. Ama o kulak asmamış. Önce demirci ustasından kocaman bir kılıç almış. Sonra bir zırh yaptırtmış. Dövüş ustalarından taktikler öğrenmiş. Bu durum halkı çok heyecanlandırmış. Günlerce bahisler tutulmuş. Artık gündemdeki tek konu buymuş. Kahraman delikanlı sokağa çıktığı anda herkes onu alkışlıyormuş: “Bravo kahraman, bravo, sen çok yaşa!” Kahraman artık hazırmış. Ve büyük buluşmanın zamanı gelmiş.  

      Güçlü kahraman, Kaf dağına tırmanmış. Yedi başlı canavarları kolayca yenmiş. Develerin tellal, pirelerin berber olduğu bir zamanda hayal çalan devin mağarasına varmış. Dev mağarasında uyurken bir ses duymuş.

- Ey devlerin en büyüğü, en çirkini, çık bakalım dışarıya!

 Bu kahramanın sesiymiş. Hemen kalkmış dışarı çıkmış dev.

-      Ne istersin cılız oğlan.

-      Hı, cılız oğlanmış. Gel bakalım gör gücümü.

-      Tamam, hay hay.  Dev hamle yapmış, kahraman kaçmış. Kahraman hamle yapmış, dev kaçmış.

-      - Aman küçük oğlan seni. Dev ilk defa böyle Sonunda devin kocaman vücudu yere serilmiş.

      Kahraman gururlu bir edayla devin mağarasına girmiş. Hayallerin saklı olduğu sandığın kapağını açmış. Renk renk hayaller karışmış havaya. Allahım o ne güzel bir kokuymuş: Taptaze genç kız hayalleri, cesur yiğit hayaller, ana kokusu sinmiş hayaller ve daha niceleri…

      Sonra mağaranın önünde kocaman bir ateş yakmış, zaferini ülkeye duyurmuş. Herkes bayram etmiş. Hayallerini geri alan insanlardan bazıları bir zamanlar bu hayali kurduklarını bile hatırlayamamış. Artık herkes istediği kadar, istediği gibi hayal kurabilirmiş.


      Aradan bir süre geçmiş. Ülkedeki herkes yavaş yavaş mutsuzlar kervanına katılmış. Çünkü artık hayalleri koruma altına alan bir dev yokmuş. Ve bütün hayaller kurulur kurulmaz havada savrulup yok oluyormuş. Ya da hayatın engelleri yüzünden bir türlü gerçekleşemiyormuş. Üstelik hayallerinin gerçekleşmemesinin suçunu yükleyebilecekleri bir dev de yokmuş. Bu yüzden insanlar, yorgun, bitkin, amaçsız ve umutsuzmuş.

       Kaf dağına billurdan karlar yağarken çiçekler başını uzatmış yerden. Nineler süt bekler, bebeler un öğütürken bu ülkenin insanları anlamış ki herkes kendi hayalinin devi olmalı.            

      Gökten üç elma düşmüş. Üçü de hayallerini gerçekleştirmek için mücadele eden devlerin olmuş.

Fatma Işık
Dahi Beyin Blog