kişisel gelişim ve çocuk eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel gelişim ve çocuk eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çocuğunuzu Fanusta Büyütmeyin


Erken yaşta bakterilerle ve pis ortamla tanışmak çocukları sadece alerjilere karşı değil, kronik akciğer ve bağırsak iltihaplarına karşı da koruyabiliyor.
Bilim adamları, sonuçları Science dergisinde yayımlanan araştırmalarında, tamamen temiz bir ortamda doğan ve büyüyen farelerin akciğer ve bağırsaklarında, çok sayıda, hücre ölümünden sorumlu T hücresi tespit etti. Fazla sayıdaki T hücrelerinin ise aşırı tepkiye neden olarak bağırsak enfeksiyonu ve alerjik astıma yol açtığı görüldü.

Çocuklara Okul Öncesi Eğitimde Yabancı Dil Öğretilmeli mi?




21. yüzyılda, her geçen gün önemi artan yabancı dil öğrenimi, bizi monoton bir hayattan kurtarıp, dünya ile iletişime geçmemizi sağlıyor. Özellikle erken yaşta dil öğrenen bireyler küresel bir toplum içinde, kendilerini kültürel açıdan geliştirmiş oluyor.

İkinci, hatta üçüncü bir dil öğrenmenin gerekliliğini hepimiz az çok biliyoruz. Mezun olan öğrenciler arasında dil bilenler, iş bulma konusunda yüzlerce kişiyi geride bırakıyor. Hayatımızı bu denli etkileyen bir konuda, erken davranıp çocuklarımıza erken yaşta yabancı dil öğretmek, onlar için son derece büyük bir avantaj olacaktır. Daha sonraki yıllar, bu çalışmalar devam ederse, çocuğunuz kusursuz bir yabancı dile sahip olabilir.

Bu konuyla ilgili olarak en çok sorulan soru, çocuklarımıza yabancı bir dili öğretmek için en uygun dönemin ne zaman olduğudur. Yapılan araştırmalara göre, çocukların yabancı dil öğrenmedeki en verimli dönemin 0-5 yaş arası olduğu ortaya çıkmıştır. Bilmemiz gereken en dikkat çekici durumsa şudur;  tüm bebekler doğdukları andan itibaren tüm sesleri çıkarabilme özelliğine sahipken, zamanla sadece etrafında konuşulan dildeki sesleri tekrar etmeye başlarlar. Yani aslında farklı dil konuşulan ortamdaki çocuklar, kolaylıkla farklı dilleri öğrenebilirken, tek dil konuşulan ortamdaki çocuklar tek dil öğrenmekle sınırlandırılır.

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE YABANCI DİL EĞİTİMİ
 Erken yaşta çocuklara verilen yabancı dil eğitiminin faydalarına gelince; öğrenilen ikinci bir dil çocukların ilerde kendilerine güvenen kariyer sahibi bireyler olmasına sebep olurken, çocukların bilişsel gelişimine de büyük katkı sağlar. Çünkü etkileşime dayanan bilişsel gelişimi sağlayan tek faktör dildir. Bunun yanında erken yaşta öğrenilen yabancı dil; çocuğun toplumsal, kültürel ve sosyal gelişimine de büyük katkıda bulunur.

 Önemli diğer bir konuda, okul öncesi dönemde yabancı dili çocuklarımıza nasıl öğretmemiz gerektiğidir. Erken yaşta ikinci bir dil öğrenen çocuklardan, düzgün ve hatasız cümleler kurmasını beklemek yanlış olur. Bu dönemde çocuğa sadece kelime öğretimi, şarkılar ve tekerlemeler öğretilmelidir. Zaten bu dönemde çocuklar izlemeyi ve dinlemeyi tercih edeceklerdir. Herhangi bir konuya uzun süre konsantre sağlayamadıkları için de farklı uyarıcılarla dikkatlerini çekmek gerekir.

Peki her çocuk için erken yaşta yabancı dil eğitimine başlamak uygun mudur? Bu konuda istisna olarak kabul edeceğimiz tek durum şudur ki, eğer bir çocuğun zihinsel engeli ya da öğrenme güçlüğü varsa, buna bağlı olarak üç yaşına geldiği halde, birkaç sözcüklü cümle kuramıyorsa, herşeyden önce ana diline hakim olmasını sağlamak gerekir.  Aksi takdirde, kendi ana dilini öğrenemeyen bir çocuğa, başka diller öğretilmeye çalışılırsa, hiçbir dilde kendini ifade edememe gibi bir sorunla karşılaşabilinir. Bu da, çocuğun  agresif tavırlarda bulunup, kendi içine kapanması gibi sorunlara neden olabilir. 

Bunun dışında, çocuğun üstüne gitmemek ya da zihnini yormamak gibi nedenlerle yabancı dil eğitimini geciktirmek, o çocuk için sadece zaman kaybı olur. Çünkü ileri dönemlerde öğrenilen dil, daha fazla performansı, ağır ve düzenli bir çalışmayı gerektirir. Halbuki, 0-5 yaş arasında çocuğa oyunlarla, şarkı, şiir ve hikayelerle öğretilen yabancı dil, o çocuk için asla külfet olmayacaktır. Ve daha öncede belirttiğimiz gibi, ilerde de, yaşıtlarına kıyasla daha sosyal ve kültürlü bir birey olmasına sebep olacaktır.

Fatma ÖZDEMİR

Çocuklarda Kişilik Oluşumu ve Beyin Gelişimi





 Çocuğunuz ister yeni doğmuş olsun ister emeklemeye başlamış olsun, isterse anaokuluna başlamak için sabırsızlanıp elbiselerinin yerini kontrol eden bir çocuk yaşına gelmiş olsun gözümüzdeki değerleri hiç değişmez.  Bebeklerin mucizelikleri karşısında, onların doyumsuz güzellikleriyle kendimizden geçeriz. Onlar küçücük hareketlerine daha başlar başlamaz,  zarar görmesin diye nasıl çırpınır, onların gelişiyle birlikte evinizdeki dekorasyon yerle bir olsa da mobilyaların sivri uçlarına süngerler kaplar veya onların ellemesini istemediğiniz eşyaları göz önünden uzaklaştırırsınız. Bebek bezlerinin evi süsleyişini izlerken bir yandan da hep, aklınızın bir köşesinde duran bir soru vardır; Benim çocuğum ileride nasıl biri olacak?
  Evet, çok güzel bir soru; Çocuğunuz nasıl bir kişiliğe bürünecek? Aklımızda âdeta bir film senaryosu kurarız; sağlıklı olacak mı? Kaba ya da kibar? Peki, çocuğum normal büyüme standartlılarının neresinde olacak? Nasıl bir müzik seçimi yapacak? Başarılı olup iş teklifleri mi alacak yoksa iş bulmakta zorlanacak mı?  Ruh ikizini bulup mutlu bir evlilik yapacak mı?
  Bu sorulardan bazıları beynimizi yormaya yetse de, bunları dile getirmesi o kadar da kolay olmayabilir. Bu tedirginlikleri dışa vurmak, özellikle bir çocuğa sahip olmanın verdiği mutluluk ve huzurun, aynı zamanda geceleri sizi uykunuzdan kaldırabilecek bir varlığın geldiği sıralarda daha da zorlayabilir.
  Yapılan araştırmalara göre, çocuğumuzun fiziksel ve psikolojik olarak nasıl bir kişi olacağının yarısı DNA yani genleri ile ilgili  olmakla beraber, diğer yarısı “ SİZİNLE” doğrudan ilişkilidir. Anne-babanın aldığı eğitim, terbiye, çevresi, kuralları, alışkanlıkları ve sayılacak onlarca faktör çocuğumuza kattıklarımızdır aslında. “Çocuğunuzu Büyütmek” yazılarında, çocuğun terbiyesinden beslenmesine, büyümesine etki edebilecek faktörlerden hastalıklarına kadar aklınızdaki bütün sorulara cevap vermeye gayret göstereceğim. Hadi ne duruyorsunuz, çocuğumuzu büyütelim!
  BÜYÜMELERİNE İZİN VERİN, İZİN VERİN BÜYÜSÜNLER
  Yeni bir anne-baba olmuş olsanız  veya çocukların arasında hiç zamanınızı geçirmemiş olsanız bile, kendi çocukluğunuza kısa bir yolculuk yapıp ne kadar farklı ve çeşitli çocukların var olduğunu göz önüne getirebilirsiniz. Her birimizin hayatlarında prenses bebekleri seven çocuklar, dinozora bayılan, müzikle ilgilenen, dışarıdan eve girmeye direnen,  maç yapan ya da altında beziyle dahi dans eden ve elini zil butonundan çekmeden bağırabilen sabırsız çocuklar var olmuştur. Unutmamamız gereken bir konu vardır ki bütün çocuklar boya kutusundaki rengârenk kalemler gibidir, her biri değişik renkte ama hepsi kendilerine has güzellikleri  taşır. 

 ÇOCUKLARDA BAŞLAYAN İLK HİS:  ANNE-BABASINA GÜVENME
  Bebeklerin her biri umutla doğar, tabi ki bizim düşündüğümüz şekilde değil. Onların umutları onlara bakan kişiden alabileceği ilgi, şefkat ve alakadarlık boşluklarının doldurmasına ait bir açlıktır. Eğer bu istekleri karşılanırsa, anne-babaya sonsuz bir güven duyarlar. Çünkü ağladıklarında, ağrılarının olduklarında ya da sevilmek okşanmak istediklerinde bu isteklerinin karşılanacağını bilirler. Bu sebeple çocuğa verilebilecek güven duygusu onun hayata gözlerini açmasından hemen sonra başlamalıdır. Özellikle anne veya baba adayları için eğer sağlıklı çocuklar elde etmek istiyorsak, bu umudu tatmin etmek çok daha önemlidir.  Bu istekleri tatmin edilememiş ya da edilmeyen çocuklarda ileriye dönük oldukça ciddi derecede psikolojik güven sorunu başlayabilir, eğer çocuk anne-babasından bu güveni alamadıysa, diğer insanlardan hiç alamayacağını düşünür ve kişiliğini güven duygusundan yoksun olarak oturtmaya başlar. 



BEBEKLERDE FİZİKSEL BÜYÜME VE BEYİN GELİŞİMİ
- Bebekler biyolojik olarak Latincede tabir edilen “Cephaloducal” ifadesi ile baştan aşağıya doğru bir büyümeyi takip ederler. Örneğin; bebekler yürümeye başlamadan önce otururlar, koşmaya başlamadan önce yürürler. 
- İkinci görünen gelişim ise merkezden dışarı olan gelişimdir; önce omurilikleri gelişir, sonra kol iskeletleri sağlamlaşır ve sonra da bir şeyi tutabilecek kıvama geldiklerinde ellerine güç gelmiş demektir.
- Bebekler doğduklarında 50–51 cm arasındadır. Kiloları ise 3 ila 3,5 arasında değişir. Kilolarındaki bu değişimlerinin anne karnındaki su miktarıyla dolaylı bir ilişkisi vardır. Bebekler 4. aylarına girdiklerinde kilolarını ikiye katlarlar ve her ay 2,5 cm oranında büyürler. Yukarıda verilen ortalama numaralar çocuktan çocuğa değişim gösterebilir, bunun özellikle anne-babadan aldığı genlerle alakadar olduğu kadar, hamilelikte annenin beslenme şeklinden çocuğun yaşadığı sosyo-ekonomik şartlarıyla güçlü bir bağı vardır.
  Çocuğun beyin gelişimi anne karnında yolculuğuna başlar. Hamilelik sürecinde ve doğumdan sonra, çocuğun beyni adeta bir ağacın dalları gibi büyür ve giderek bölümlere ayrılır. Beyin gelişiminde, hamilelikte alınacak folik asit ağırlıklı gıdaların ve bebeğin günlük   beslenme şeklinin önem taşıdığı kadar çocuğa  verilen doğru sinyal ve mesajlarda bir o kadar önemlidir.   
  İlgisiz, öğrenme ortamı olmayan, kendi haline bırakılmış bir bebekle anne-babasından düzenli ilgi gören, her gün yeni şeyler keşfeden, öğrenen bebek arasındaki beyin gelişimi elbette çok büyük oranda farklılık gösterecektir. Beyin sünger diye tabir edebileceğimiz bir yapıya sahiptir. Özellikle çocuklarda taze hücreler olması sebebiyle beyin bu özelliğini daha fazla ortaya çıkarır. Bu nedenle bebeğin öğrenme aşaması ne kadar erken başlarsa o kadar uzun süreli ve kalıcı olur. Örneğin dil eğitimini ele alalım; araştırmalar ortaya çıkarmıştır ki çocuklar eğer 6 yaşına kadar herhangi bir dil kullanmadan büyürlerse, bu yaştan sonra bir dil öğrenmelerine imkân yoktur. Çünkü beynimizi alacağı konuların bir zamanı vardır ve biz doğru zamanda onu bebeğe, şırıngaya depolanmış ilaç gibi her gün çocuğun beynine aşılamayız. Eğer anne-babada ikinci bir dil var ise, bu dili öğretme süreci bebeklikten beri başlamalıdır ve bebeğin olduğu ortamda konuşulmalıdır. Aklınızda hemen bir soru oluşabilir. Birden fazla dili öğretmek çocuğun kafasını karıştırmaz mı? Bu sorunun cevabı kesinlikle hayır, dediğimiz gibi onlarda son derecede gelişmiş bir sünger vardır ve ne kadar çok şey beyinlerine verirseniz o kadar çok alırlar. Beyinlerinin kapılarında bilgiyi geri çevirme yoktur. O bilgiyi kullanmasalar bile ilerde, hafızalarının bir tarafında duracaktır ve ihtiyaç duyduklarında sadece onu çekip alacaklardır. Bebeklerin beyinleriyle ilgili bazı önemsenmeyen ama mucize niteliği taşıyan bilgiler vermek gerekirse;
 Bebeklerin beyinleri vücutlarının sadece % 2 oranında bir yer kaplar fakat toplam oksijen miktarının % 20- 25 ‘ inini kullanırlar.
Nöronlar( sinir hücreleri) arasındaki mesajlar farklı hızdadırlar. Bazıları kaplumbağa yürüyüşü kadar yavaş, bazıları ise neredeyse ışık hızıyla yarış halindedirler.
Bebekler anne karnındayken beyinlerinin alıcıları yoktur, bu yüzden ağrı hissi duymazlar. Doğduklarından itibaren sanki düğmesine basılmış makine gibi çalışmaya başlar. İlk önceleri ağrı duyarlar fakat nerden geldiklerini bilmezler.
- Bebekler uyanık olduklarında, beyinleri 23 watt derecesinde bir güce sahiptir. Bu sayı neredeyse bir odayı aydınlatacak kadar ışık gücüne sahiptir.
- Ve son olarak, bebeklerin sadece gözünü açması olayı beyin enerjilerinin % 75’inin kullanmaları anlamına gelir.
  Özellikle bebeğin doğmasıyla beraber anne-babalarda bir uyku sorunu başlar. Dikkat edin sadece anne demiyorum, annenin uykusuz kaldığı kadar babanın da çocuk üzerinde geceleri ilgili ve alâkadar olması gerekmektedir. Bu davranış hem, çocuğun sadece annesinden bir şeyler beklemesini önleyecek hem de anne ve babanın arasında çıkabilecek ileriye yönelik stresin verdiği ilişki sorunlarına engel olacaktır. Çocuğunuzu düzenli bir uyku ritmine alıştırmak SUDOKU bulmacasını çözmekten daha zor hale gelebilir. Ama buna harcadığımız her anımız, bize verdiği sonuçlara değecektir (söz veriyorum) ve uyku düzenine başlamak hiç bir zaman geç değildir. Çocuğunuza  yatağa girdikten sonra uyuması gerektiğini veya geceleyin her hangi bir yetişkin gibi uyumasını öğretmemiz gerekmektedir. Ne kadar söz tüketirsem tüketeyim, çocuğun yaşıyla alakalı olarak yeterli derecede uyuması gerektiğinin ne kadar önemli olduğunu anlatmaya kelimeler yetersiz kalacaktır.  Sağlıklı beslenme ile birlikte uyku, bir çocuğun vücut ve beyin gelişimi için rol oynayan en büyük faktördür.
  Bebekler ortalama olarak 16-17 saat uyurlar. 4 aylıktan itibaren geceleri daha uzun uyumaya başlarlar ve gittikçe uyku alışkanlıkları yetişkin birinin uyku düzenine benzer. Çocuğa gece ile gündüz uykusunun arasındaki farklıkların yavaşça öğretilmesi gerekmektedir. Örneğin çocuk gündüz uyuduğunda evdeki seslerden bunun gündüz ve geceleri sessiz geçeceğinden bunun da gece uykusunun olduğunu anlayacaktır. Bebeğin gündüz uykuları zamanlarında, siz de evdeki günlük işlerinizi yapın. Evdeki bu sesler çocuğun seslerle uyumaya alışacağını ve en ufak bir harekette uyanmasını önleyecektir. Bebeğin gece uykusu 7 ila 8 saatleri arasında başlar. Bu saatlerde ona müzik çalmak, ışığı sonuna kadar açmak, fazla konuşmaktan kaçınılmalıdır. Siz çocuğunuza gecelerin sıkıcı olduğunu ve uyumanın iyi bir seçenek olduğunu göstermelisiniz. Bunun tam tersini yaparsanız eğer, çocuk bu seslere ve eğlencelere bağımlı olarak büyüyecek ve uykuyu yatak başı eğlenceleri ile ilişkilendirecektir. Bu yöntem, özellikle yatmadan önce bebeği doyurmada da işe yarar. Çocuk hiç bir zorluk çıkarmadan uykusuna geri döner. Bazen yaptığınız bu rutinliklerin aralarında değiş tokuş yapabilirsiniz. Örneğin eğer  programınız sırasıyla:
1) Doyurmak,
2) Altını değiştirmek, 
3) Oynamak ve son olarak 
4) Uyutmak ise  bunu geceleri 

1) Altını değiştirmek, 
2) Doyurmak, 
3) Uyutmak olarak değiştirebilirsiniz. 



  Herhangi yüksek bir ışığa, müziğe, bebeği uyutmak için sallamaya ayrıca bebeği uyutmak için sallanan sandalyeyi kullanıp uyuduktan sonra onu yatağına alma olayının üstüne, kocaman bir çizgi çiziyoruz. Bunlar çocuk büyütme kanunlarına son derece aykırıdır.
 Eğer bebeğiniz uyumada zorlanıyorsa ona ılık bir duş yaptırmanız veya kısa tutmak şartıyla yatak başında kitap okumanız yeterlidir. Çocuğunuz altı ayını geçtikten sonra, yataktayken eline küçük bir battaniye ya da sevdiği oyuncağı vermeniz onun kendi kendine uykuya dalmasını öğretecektir. Bu yöntemle onu emzikle ağızda saatlerce sallamaktan sizi kurtaracaktır.  Eğer çocuğunuzu sallarsanız, tahmin edin ne olur? Bebek bunu sizden hep bekleyecektir. Unutmayın ki bebeğiniz karnındayken siz onu sallamadan gayet rahat bir şekilde kendi kendine uyuyabiliyordu. Bebek her ağladığında onun odasına gitmeyin, çünkü bebekler uyuduklarında ağlamaya benzer sesler çıkartabilirler.  Öncelikle sesleri analiz edip onları birbirlerinden ayırmamız gerekiyor. Eğer ağlama sesi ise, bu bebeğinizin size “Ben daha yeni rüyamdan uyandım ve rahatsız edildim” ağlaması, ya da ‘‘ Anne hemen buraya gel ve sen beni doyururken bezimde sana bıraktığım hediyeyi kontrol et ’’ ağlamaları şeklinde olabilir. Eğer size acil bir ağlama sesi olarak gelmiyorsa, bir kaç dakika bekleyin ve onun kendi kendini uykuya geri koyup koymayacağını görmek için kendinize biraz zaman verin. Eğer her ağladığında kendinizi bebeğin odasında bulursanız, bebek tembelleşecek ve size bağımlı hale gelecektir ve siz de bu kötü alışkanlığı kazanmasına önemli bir yardımda bulunmuş olacaksınız. Tahmin edebileceğim gibi onu ağlarken kendi haline bırakmak içinizi parçalayabilir, ama unutmayın bu durum onun sizden nefret edeceği anlamına gelmeyecektir. Sabah yine uyandığında yüzünde kocaman bir gülümsemeyle sizi karşılayacaktır. Bebekler büyükler gibi kin tutmayı bilmezler!
  Eğer bebeğiniz gecenin bir yarısı aç olduğu için uyanmışsa ve sadece anne olarak siz bu ihtiyacı karşılıyorsanız, bu görevi eşinize biberonu vererek devredin ve bırakın bebeği o doyursun. Bu durum hem bebeğin sadece sizden beklentiler içine girmesini önleyecek hem de bebeğin babası ile güçlü bir bağ oluşturmasına yardımcı olacaktır. Bebeğiniz eğer açlık ve ağrı olmayan sebepler dışında ağlıyorsa, kesinlikle onu alıp odanıza getirmeyin, unutmayın “kimse ağlamaktan ölmez” tekniğini kullanın ve anne-babaların dayanamayıp her ağlamasında yanına almak için kullandıkları bahane yanlışlıklarına kesinlikle kapılmayın. Çocuğunuz sizin yatağınıza alışırsa eğer, bunu değiştirmek son derece güçtür. Bebeğin yalnız uyuması en uygunudur. Yanınıza alıp uyutmak bebeğin uykudayken boğulma riskini yükseltir.
Hepimiz, çocuğumuz herhangi bir hareket yapar yapmaz,  onun ne kadar ve nasıl geliştiğini öğrenmek için bazı listelere ve değerlere bakarız. Lütfen sakin olun ve arkanıza yaslanın. Çünkü listede verilen değerler ve gelişim listeleri ortalamasıdır. Çocuk bunların hepsini de yapabilir sadece bir kaçını da. Bunlar çocuğunuzun geri kaldığını ya da çok ileride olduğunu göstermez. Unutmamamız gereken bir nokta vardır ki, bir bebeğin yapması gereken bazı hareketler vardır. Bunlar bebeğinizin ne kadar sağlıklı olarak büyüdüğü ve geliştiği sorularına önemli birer cevaptır. Eğer aklınızda en ufak bir soru işareti var ise, profesyonel birinden yardım almakta her zaman fayda vardır. Eğer bebeğinizde gecikmeler var ise bunlar bazı ciddi sorunların habercisi olabilir. Aşağıda vereceğim,  bazıları 2-4 ay arasındaki bebeğin yaptığı günlük hareketlerdir; 

Sosyal ve Duygusal
Gülümseme,
Yüz ve vücut iletişim kurma isteği,
Çeşitli türlerde ağlamalar,  
Yüz üstü yattığında gövdesini ve  başını kaldırma,
Ayaklarını geri atıp çekme,
Ellerini açıp kapama,
Ellerini ağzına götürme,
Oyuncaklarını sallama,
Duyular,
Yüz ve hareketten her şeyi takip etme,
Alışık olduğu her şeyi ve  bildiği insanları uzaktan da olsa tanır,
Verilen tüm seslere gülüşüyle cevap verir, siz ona  “çirkin ördeğim” deseniz bile,
Farklı sesler çıkarmaya başlar,
Son olarak bebekler doğduklarında sadece kırmızı ve yeşil rengi görürler, 2 aydan itibaren ise tüm renkleri görürler. Unutmayın görürler ama renkleri tanıyamazlar ve ayırt edemezler. Bebeklerin duyu organı doğumlarına 2 ay kalmasından itibaren genişlemeye başlar. Bu yüzden evde çıkardığınız günlük seslerden ya da süpürgenin sesinden hiç rahatsız olmayacaklardır. Hamileyken sürekli kavga ettiyseniz, inanın bana bebek buna alışık olacağından, kapınıza dayanıp rahatsız oluyorum demeyecektir.



Saniye Ulukaya
Kaynaklar:
www.olumlamalar.com