ZEKÂ İLE ÖĞRENME ARASINDA NASIL BİR BAĞLANTI VAR?

Bilim adamları yüzyıllardır zekâ ile öğrenme arasında paralel bir bağlantı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Yapılan son araştırmalar da bunun böyle olduğunu kanıtlamaktadır. Zekânın çok çeşitli tanımları yapılmıştır.

Genel olarak zekâ, bireyin kavramlar ve algılar yardımı ile soyut ve somut objeler arasında bağlantı kurabilme, soyut düşünebilme, akıl yürütebilme, bu zihinsel olguları olumlu bir şekilde bir amaç doğrultusunda kullanabilme yetenekleri olarak tanımlanabilir. İnsan beyni devamlı olarak bir şeyler algılar ve bunları gereksinim duyduğunda kullanmak üzere depolar. Biz bunu “öğrenme” olarak isimlendiriyoruz.

Öğrenme sürecinde insan beyninin farklı alanları görev yapmaktadır. İnsan beyninin bu bölgelerinin çalışması beynin işleyiş biçimidir. İnsanlar birbirlerinden farklı özelliklerle doğarlar. Hiçbir insan kardeş bile olsa (tek yumurta ikizleri hariç) özellikleri bakımından birbirine benzemez. Özellikleri bakımından her insan kendi içinde farklıdır. İnsanın zekâsı da tek yönlü değildir.  Aksine insan farklı derecelerde ve çeşitli zekâlara sahiptir. Yani insan beyninin değişik bölgeleri, değişik şekilde çalışmaktadır, bazı bölgeler daha hızlı, bazı bölgeler daha yavaştır. İnsan beyninin bu farklı çalışma biçimleri ise çoklu zekâyı oluşturmaktadır. Günümüzde yaygın olarak kullanılan çoklu zekâ teorisini, 1983 yılında Psikolog Howard Gardner ortaya atarak eskiden beri gelen zekâ ile ilgili kavramları yıkmıştır.
Howard Gardner'e kadar, zekânın tek olduğu, ömür boyu değişmeyeceği veya zekânın doğuştan sabit olduğu ve çevrenin etkisiyle fazla değişiklik göstermesinin mümkün olmadığı düşünülüyordu. Gardner ise yedi tür zekâ olduğunu ve bu yedi tür zekânın farklılıklar gösterdiğini ortaya atarak; bu farklılıkların ve çeşitliliğin bireyin öğrenme biçimini, zayıf ve kuvvetli yönlerini, ilgi alanlarını belirlediğini öne sürmüştür. Bireysel ayrılıkların var olduğunun kabul edildiği eğitim sistemlerinde, her bireyin bireysel ayrılıkları göz önüne alınarak öğrencilerin ilgileri, yetenekleri, duyguları, sosyal yapıları, kuvvetli ve zayıf yönleri tanınır. Bireyin kuvvetli olan yönlerinin daha da güçlendirilmesi ve her öğrencinin öğrenmesinin mümkün olduğu ortaya konmuştur. Gardner, ilk hedefte insanda yedi tür zekâ olduğunu savunmuş, daha sonra sekizinci bir zekânın varlığını ortaya koymuştur. Yapılan çalışmalar insan zekâsının daha çok çeşitlerinin ortaya çıkarılabileceğinin bir işaretidir.

Çoklu Zekâ Çeşitleri
1. Sözel-Dilsel Zekâ: Bireyin dili iyi kullanma, iletişim kurma becerisidir.
2. Matematiksel -Mantıksal Zekâ: Mantık ve sayılarla ilgili kavramları idrak edebilme, farklılıkları ayırt edebilme, araştırma ve karşılaştırma yapabilme, sebep sonuç ilişkilerinde akıl ve mantık yürütme yeteneğidir.
3. Bedensel-Kinestetik Zekâ: Bedenin tamamının veya çeşitli bölümlerinin problem çözmede, bir üretim veya gösteri sırasında kullanılması ile ilgili becerisidir. Dans etme, atletizm, aktörlük, operatörlük gibi beceriler buna örnek gösterilebilir.
4. İçsel Zekâ: Kişinin kendi güçlü ve zayıf yönlerini bilme ve içinde bulunduğu duygulara duyarlı olabilme yeteneğidir.
5. Görsel Zekâ: Zihinsel modelleri kavrayabilme, resim ve şekillere ve üç boyutlu nesneleri kavrayabilme ve en küçük ayrıntılara kadar çizebilme yeteneğidir.
6. Müziksel/Ritmik Zekâ: Sözsüz sesleri tanıyabilme ve kullanabilme yeteneği, beste yapma, ritim tutma yeteneğidir.
7. Kişiler arası Zekâ: Empati kurabilme, başkalarının duygu ve düşüncelerini kolayca anlayabilme yeteneğidir.
8. Doğa Zekâsı: Doğadaki tüm canlıları tanıma, araştırma ve canlıların yaratılışları üzerinde düşünme becerisidir.
Bireyin gelişimini inceleyen bilimsel teoriler, çoklu zekâ teorisini desteklemektedir. Yeni araştırmalar bireyde bulunan çoklu zekâ sayısının artabileceğini savunmaktadır.
Çoklu Zekâ ve Öğrenme
İnsanların zekâlarında farklılıklar olması demek, onların öğrenme hızlarının ve öğrenme biçimlerinin de farklı olması demektir. Thomas Jefferson 'Eşit olmayan insanlara eşit davranmaktan daha büyük eşitsizlik olmaz' diyerek bunu en güzel şekilde dile getirmiştir. İnsanların birbirleri ile ortak olan tek yönleri ise insan olmalarıdır. Ama her biri kendine özel ve tek olarak yaratılmıştır. İnsanlara eşit davranmanın yolu, onların eşit olmadıklarını kabul etmek ve onlara buna göre davranmak gerektiğini bilmekten geçmektedir. Öğrencilere eşit davranmak ise onların öğrenenler olarak birbirlerinden farklı ve her birinin özel olduklarının farkına varmaktır.
Bu fark nasıl anlaşılır?
1. Yetenekleri ve ilgi alanları nelerdir?
2. Gelişim özellikleri nasıldır?
3. Sınıfta bulunan bu çocuklar kimdir?
4. Duygusal özellikleri nelerdir?
5. Öğrenme stilleri nasıldır?
6. Öğrenme yönünden hangi alanları güçlü, hangi alanları daha zayıftır?
7. Aile yapıları ve yaşadıkları çevre özellikleri nelerdir?
8. Sağlık durumları ve fiziksel özellikleri nelerdir?
Bu özelliklerin bilinmesi, bireylerin farklılıklarının ortaya konması anlamına gelir. Örneğin bir sınıftaki öğrenciler, aynı takvim yaşında olmalarına rağmen cinsiyet, renk, boy ve kilo, ilgi, yetenek, öğrenme stili, duygu ve düşünme biçimi, yaşadıkları aile, çevre ve kültürel değerleri, gelişim evreleri, sağlık özellikleri, tercihleri, hatta her birinin yaşam öyküleri yönüyle farklılıklar ve değişiklikler gösterirler. Bunun yanında bilinmesi gereken en önemli husus ise, her birinin kendine has bir öğrenme kapasitesinin ve kendi içinde de güçlü ve zayıf yönlerinin olduğudur. Ayrıca öğrenen olarak her bir öğrencinin kendisini sınıf içerisinde güvende hissetmeye, başarabildiği kadarı ile başarıyı tatmaya, her birinin sevilmeye, kendini değerli hissetmeye, fark edilmeye ve kabul görmeye ihtiyacı vardır ki, bunlar insanın en doğal ihtiyaçlarıdır. İnsanlar, bu ihtiyaçları doyurulduğu ölçüde mutluluğu yakalayabilirler.
Aşkın Nur Dinç
anurdinc@akiskitap.com
Kaynak: www.gencgelisim.com