Okul öncesinde Zeka Gelişimi

Her anne babanın dileği odur ki; çocuğu çok zeki olsun ve zekasıyla tüm problemleri çözsün, engelleri aşsın. Başarılı olmak adına tüm fırsatları değerlendirsin, uygun ortam yoksa da fırsatları kendi yaratsın. İyi ama kaç anne babanın bu dileği gerçekleşiyor? İstediğimiz noktada değilsek bunun sebebi ne ve biz neler yapabiliriz?

Yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneği de diyebileceğimiz zeka kalıtımın ve çevrenin kombinasyonuyla oluşmaktadır. Çevresel etmenler ve bu kapsamda anne babanın rolü ve zekayı geliştirmek için yaptıkları, yapamadıkları konusu bizi yakından ilgilendirmektedir. Günümüz dünyasında, hızlı yaşam koşulları nedeniyle çocuk yetiştirmede birçok sıkıntı yaşıyoruz. Beslenme şekillerinde bozulma ve insanların sağlığına dikkat ederken bile sağlıklarından olmaları çokça görünen bir durum. Bu sebepten anne karnında üç aydan itibaren bir şeyleri kodlamaya başlayan çocuk zeka gelişimi anlamında olumsuz dış etkilere daha başlangıçta maruz kalmaktadır. Zeki bir çocuğa sahip olmanın öncelikli şartları da özellikle annenin kendine, beslenmesine, çevresiyle iletişim şekline ve stres kaynaklarından korunmaya dikkat etmesidir. Beyin hücrelerinin birçoğu erken çocukluk dönemlerinde oluşmakta ve kullanılmadığı taktirde bazıları yok olmaktadır. Bu noktadan hareketle çocuklarımızı olabildiğince erken ve olabildiğince çok uyaranla karşı karşıya getirmeliyiz. Öğrenmeyi sağlayan araç olarak çocuğumuzun kullandığı şemalar, biyolojik olgunluğa göre değişmektedir. Bu nedenle bir yaşında ağzına yemek için götürdüğü kalemi ancak 3 yaşında bir şeyleri karalamak için kullanacaktır. Yani çocuğumuzun gelişimsel durumu bizim ona sağlayacağımız uyaranların şeklini ve zamanını belirlemektedir. Yoksa erken dönemde verilen zeka geliştirici bir oyuncak hiçbir anlam ifade etmez.
Özellikle dünyaya yeni gelmiş ve yaşamının ilk yılını geçiren bir çocuğa yapmamız gereken; yüz yüze iletişimdir. Çocuğumuzla ne kadar çok konuşur ve iletişime geçersek zekasını da o kadar geliştirme olanağımız olur. Bizim yaptığımız her yüz hareketini izleyecek ve beyninde işleyecektir. Dudak hareketlerimize odaklanacak ve taklitle dil gelişimi hızlanacaktır. Bu da konuşma becerisini arttıracağından sosyalleşme olanağı çoğalacak ve zeka hızla gelişecektir. Okul öncesi çocuklar oldukça meraklı olduklarından,  onların bu yönünü geliştirici etkinlikler yapmalıyız. Sürekli hayvanlarla ilgili soru soran bir çocuğu hayvanat bahçesine götürebiliriz. Ya da resim yapmayı, karalamayı çok seven bir çocuğu resim sergisine götürebiliriz. Eğer onların bu meraklı ve çok soru soran taraflarını beslemez de olumsuz tavırlarla karşılık verirsek daha suskun ve içe dönük bir çocuk olma ihtimallerini arttırırız. Aynı şekilde sosyalleşmesi ve yeni ortamlara girmesi zekayı olumlu anlamda etkilemektedir. Arkadaşlarıyla oyun oynaması ve bazı rollere girmesi, oyun sırasında değişik aletleri kullanması zihinsel aktiviteleri artıracaktır. Aile ortamında kardeşlerinin olması onun için bir avantajdır. Her zaman oyun arkadaşı bulabilir. Ama özellikle ikinci kardeş geldiğinde ailenin ilgisi doğal olarak yeniye kayacak ve kardeş kıskançlığı artacaktır. Bu ilgi kaymasında ondan sürekli fedakarlık beklenmemeli ve etkin vakitler geçirilmeye devam edilmelidir. Yoksa büyük kardeş de sırf ilgi için bebek hareketlerine dönebilir ve kazanımlar belli bir zaman için kaybedilir.
Elinde yumurtayla annesinin peşinden mutfağa giden küçük kız çocuğuna ‘kırıp ortalığı kirleteceksin’ diye kızarsak, gelişimi için önder değil engel oluruz. Ya da yaramazlık yapmasın, sessiz kalsın diye televizyon karşısına hapsedersek, zihnini geliştirmeden sadece karşıdan gelen uyaranları alan, tepki vermeyen asosyal bir çocuk haline getiririz. Zorlaşan yaşam koşulları karşısında ayakta kalabilmek ve hayatta mutlu olabilmenin yolu doğru tepkiler vermekten geçiyor. Doğru tepkiler de sadece akademik ya da mekanik beceriden değil daha çok duyguları tanımakla, empati yapabilmekle oluyor. İşte günümüzde uyum yeteneği diyebileceğimiz bu zeka, belki her şeyden ziyade kaliteli bir sevgi ilişkisinden geçiyor. Aslında çok basit: sevmek her şeyi büyütüyor.
Uzman Psikolog
Muharrem Eroğlu
Kaynak: www.gencgelisim.com