Neden Mutlu Olamıyoruz?



Çoğu insan geçmişte kaldığı için, kendisini sürekli suçladığı için mutlu olamıyor....
Bu noktada kendimizi ve başkalarının neden affetmemiz gerektiği üzerinde duracağım... 
Affetmek kötülüğü onaylamak demek değildir , affettmek kötü insanların bizde bıraktığı olumsuz duyguların esaretinden kurtulmak ve başka insanların zihnimiz, duygularımız üzerinden hakimiyet kurmasını engellemektir....
Affetmek yaşanılan sıkıntılı durumu kabullenmektir ki reddettiğimiz her durum içimizde derin çatışmalara yol açar....
Birey unutmamalı ki hayatta bir çok şey olasıdır, kötü olaylar da insanlar içindir..
Önemli olan olumsuz olayların niçin başımıza geldiğinnden ziyade durumu pozitife çevirebilimenin kendimizce yolunu düşünmektir , çözüme odaklanmaktır...

Eğer zihnimiz, duygularımız olumsuz durumların etkisinden çıkmazsa başka ileriki zamanda daha küçük yıpranmalarda daha büyük acılara gebe olur..
Zaten kötüler kendilerinin seçtiği rolü başkalarında oynamaya devam eder gerekli dersleri almazlarsa.....


Aslolan iyilerin kendilerine yapılmış haksılıkları doğru yorumlamalarıdır....
Şöyle ki biri kötülük yapınca '' Ben zaten iyi biri değildim bu yüzden başıma bu geldi '' derse kişi olayın baş sorumlusunu kendisi ilan eder '' Suçluluk '' duyarak acımasızca kendisini yargılayabilir.....
Acımazsızca yargılamanın altında aslında bireyin kendine olan ''Güven eksikliği'' vardır......
Kendisini yargılayan, suçlayan insan zamanla boşluk yaşar, kendisini değersiz bulur, başka sosyal süreçlerde darbe yeme durumu aratabilir.....

Fakat kişi başına gelen derdi kendisi için öğrenmesi gerekli olan bir ders, fark etmesi gerekli olan bir durum olarak mantıklı biçimde yorumlarsa kendi iyi niyetinden kaynaklı yaşadığı sorun için kişi ''felaket''yorumlamasında bulunmaz..
Ve böyle kişi ''Suçluluk '' duymak yerine doğru yorum yaparak '' Hatadan ders almak'' durumuna geçer ki bu süreci doğru yönetmeye , süreçten kazançlı çıkmaya yöneltir kişiyi...
Hataları bizler kendimize biçilmiş suç , ceza olarak yorumlarsak duygularımız, zihinlerimiz başkalarının kontrolüne rahatlıkla geçer....

Unutulmamalı ki hatalardan alınmayan her ders, kişi için daha sıkıntılı durumların habercisi olur...
Hatalar olmazsa öğrenme olmaz.....
Hatalar bizler için aslında birer ihtiyaçtır çünkü insan hatalarından öğrenir...
Aslolan başımıza gelen durumların bizdeki yorumlarının sağlıklı olup olmamasıdır......

Sorunların çoğu hayat ve insanlar kötü olduğu için değil, bizlerin sorunlar karşısında yanlış yorumlarda bulunup zihinimizi olumsuza yöneltip, negatif duyguların esiri haline gelmemizden kaynaklıdır.....
Negatif duyguların esaretinden olan kişi sağlıklı mantıklı düşünemez , daha çok geçmişin girdabında yaşar an be an; şimdiki ve gelecek zamanı da geçmişinden farklı olmaz bu şekilde bozuk duygusal zihinsel yapıısyla ....

Asıl olan özgüveni iyi olan , kendisini hatalarıyla, sevaplarıyla bir bütün halinde sevebilen, kabullenebilen insan, kendisini her koşulda değerli görebilen insan başkalarının kendisine yaptığı yanlışlardan dolayı kendisini suçlamaması , yargılamamasıdır....
Kişi elbette hatalı olduğunda bundan HAZ duymamalı veya UMURSAMAZ olmamalı fakat aynı zamanda hatasından dolayı kendisini acımasızca eleştirse o zaman var olan BENLİK değerinde ciddi zaaflar oluşur......
BENLİK değerimiz ne olursa olsun korunmalı ki hatalarımızda eleştireceğimiz kişiliğimiz ,benliğimiz değil DAVRANIŞIMIZ olmalıdır..
Yaptığımız bir hatadan dolayı davranışımız yerine KİŞİLİĞİMİZ'i zedeleyici içsel konuşmalara girersek ağır duygusal tahribat yaşarız.....
Hatayı sevmek onun içindeki mesajı görmek , öğrenilecek şeyi almak ve yola aynı hatayı yapmadan yürümek demektir....

Kişi başına gelen durumu analiz eder, nerde ''HATA'' yaptığını görür ve öğrenmesi gereken dersi alır ve gelecekte benzeri sorunların eşiğinden çıkmasını bilir...
Kendimizi suçlamamızın temelinde kendimizi yeterli oranda ''DEĞERLİ'' görmememiz yatar.....
Böyle olunca içimizdeki değersizlik durumları sosyal hayatta, bir çok noktada bize sorunlar olarak geri yansır.....
Değersizlik hissi kişiyi bu boşlukları doldurması için başka insanları , sosyal durumları tanımadan , net göremeden hayatımıza çekmemize neden olur..

Suistimallerin temelinde, içimizdeki duygusal boşluklar yatar, onun temelinde kendimizlde ilgili yetersiz ve yanlış algılarımız yatar.....
Bağımlılıklar da kökeninde yetersiz benlik algısından dolayı sahte ihtiyaçları mantıklı bulmasa da '' İHTİYACIYMIŞ '' gibi görme eğilimi vardır.....
Kişi bağımlı olduğu durumun kötü olduğunu bilir ama bağımlıığından kurtulması için gerekli İNANCI kendisinden göremeyince ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK içinde değişimi yaşamak istemez..
Sorundan çıkış için var olan seçenekler içinde kişi daha çok kendi bilincinin genişliği ölçüsünde sağlıklı düşünüp , doğru kara verir ve uygular.....
Duygusal boyutta travma sürecindeki kişinin önüne mantıklı çözümler sunulsa da öncelikle olarak kişinin kendisine olan SEVGİSİ ,ÖZGÜVENİ sağlanmalı...

Biz farkında olmadığımız değersizlik algımızdan dolayı ''SORUNLU'' insanları hayatımıza çekiyoruz , sorunlu durumların kontrolüne giriyoruz.....
Daha sonra yaşadığımız duygusal ruhsal travmaların etkisinden kalarak başka yanlış kararlar alıyoruz.... 
Tabi bu süreç kişide kendisine hayata, insanlara karşı mantık dışı, olumsuz bir çok ÇEKİRDEK İNANINIŞ'' IN OLUŞUMUNA NEDEN OLUYOR.....
Bu son derece sağlıksız ve ''GEÇMİŞİN ACI OLAYLARININ İZLERİNİ'' taşıyan inançlar kişinin sahte benlği olan EGO sunu besler , önce zihinde sonra duygularında , sosyal hayatta insanlarla arasında DUVARLAR örmesine yol açar... 

Süreç içinde mutlu olmayan , dışında mutluluk oyunu oynayan bireylerin ortaya çıkmasına neden olur.....
Duygusal yaşamımızı başka insanların, olayların etkisinden ETKİSİZ hele getirebilmek önemli ki nötr hale gelen içsel yapımız sağlıklı algılar ve sağlıklı yorumlar yaparak başka insanların KENDİLERİNDEN KAYNAKLI YANLIŞLARI bizlerde acı izi bırakmaz....

Bireyler ne kadar çok kendi iç dünyalarıyla barış içinde, sevgi dolu olursa o oranda başkalarından, olaylardan acı duyması azalır daha huzurlu, doyumlu hayatın daha başka farklı güzelliklerini görüp yaşama arzusu artar...
Unutulmamalı ki KENDİMİZE KARŞI OLAN BAKIŞ AÇIMIZ HAYATA KARŞI BAKIŞ AÇIMIZLA AYNIDIR..

Bir ömür boyu sevgi ve barış içinde olmanız dileğiyle :)

Halil Kırık


www.halilkirik.com