Gerçek Özgürlük


Kuş gelir aklına insanın, bakar ona serin bir akşamüstü, ve geçirir aklından o kadim düşünceleri; "Ah be kuş, senin yerinde olsam, gider dolaşırdım bütün dünyayı. Sen ise burda oturmuş kimin kafasına pislesem diye dolaşıyorsun." Halbuki bilmez yere inemeyen kuşun havada esir olduğunu, bilmez nerelere gidilebileceğinin değil, neden burda olduğunun asıl mesele olduğunu.




En tuhafı da özgürlüğü aramaktır sanırsam. 'Özgürlüğü aramak' ne kadar boş bir kalıptır öyle. Özgürlük aranmaz, o ilhamdır, anlıktır. Belki dört duvar arasında yaşarsın bütün hayatını, ama o dört duvardan tüm evreni tüm dünyayı görürsün istersen.


Bizi özgür kılan düşüncelerimizdir, bakış açımızdır, inkar ettiklerimiz, inanmak istemediklerimizdir. Ben inanıyorum diyen bir insan neye inanıyordur acaba, inanmak isteyişine mi inanıyordur, yoksa inanmanın mükafatları mı onun ağzını sulandırmıştır? Ayrıca 'inanmak' ne tuhaf bir kelimedir öyle. Sanki tersi durumda kötü ve pis bir insan olduğunu vurgular basa basa. Hayır ben inanmıyorum, ben yokum ve var olmak için düşünüyorum. Aslında bu kadar basit. Ne ağızdan çıkan kelimeler bütünü ne de yüreğimizde pır pır eden o sahte hisler bizi var eder 'mavi soluk'ta. Bizi var eden, hayatı ne kadar anladığımız veya ne kadar anlamak istediğimizdir, ne yaşamının anlamını çözebileceğiz ne anlamsızlığını ancak tek elimizden gelen hayal etmek. Başka hiçbir şey değil.

M. Endülüs Özbay